WISC-4 NEDİR? WİSC-4 İLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER

WISC-4, 6-16 yaş grubuna yönelik bir zeka testidir.

WISC-4’ün WISC-R’dan farkı nedir?

WISC-R Zeka Testinin günümüze uygun hali WISC-4, daha sağlıklı sonuçlar vermesi açısından kullanılmaya başlanmıştır.

ABD’de 2003 yılında kullanılmaya başlanan WISC-4 testinin Türkiye norm çalışması 2013 yılında tamamlanmıştır. WISC-R’a kıyasla WISC-4’ün kullanıldığı yaş aralığı genişletilmiştir (6 yaş 0 aydan 16 yaş 11 aya kadar). WISC-R ile Tüm Ölçek Zeka Puanı, Sözel Zeka Puanı ve Performans Zeka Puanı olmak üzere 3 tür puan kümesi elde edilmekteydi. WISC-4’te ise yenibeceri kümeleri eklenmiştir. WISC-4 başta Tüm Ölçek Zeka Puanı olmak üzere Sözel Kavrama, Algısal Akıl Yürütme, Çalışma Belleği ve İşlemleme Hızı puanlarını da ölçmektedir.

WISC-4 Zeka testinin kaç alt testi vardır ve bunlar neleri ölçer?

WISC 4 zekâ testi, farklı kategorilerdeki 10 temel alt test ve 5 yedek testten oluşan, çocuk ve gençlerde zekâ ve sosyal becerileri ölçmeyi hedefleyen bir testtir.

10 temel alt test, uygulama sırasında tümü çocuklar tarafından çözülür. Ancak gerekli görüldüğünde, çocuğun özelliklerine ve yönelimine bağlı olarak, 5 yedek testten birkaçı da uygulanabilir. Temel alt testler; sözel bilgi, sözel ifade, algısal akıl yürütme ve organizasyon, sosyal bilgi, kısa süreli işitsel bellek, dikkat, konsantrasyon, zihinsel işlemleme hızı, görsel-motor ve ince motor koordinasyon becerilerini ölçmektedir.

WISC-4 testi uygulama süresi nedir ve ne sıklıkta tekrar edilebilir?

Tüm testin uygulaması yaklaşık 1-1,5 saat arası sürmektedir. Ancak her çocuğun çalışma hızı ve motivasyon düzeyine bağlı olarak test süresi farklılıklar gösterebilmektedir. Eğer çocuk teste devam etmek istemez veya başka bir nedenle uygulama bir oturumda tamamlanamazsa ikinci oturum en geç 2-3 gün içinde yapılmalıdır. WISC-4 testi, ilk uygulamanın üstünden en az 1 yıl geçtikten sonra tekrar uygulanabilir. Aynı yıl içinde birden fazla kez uygulanamaz.

WISC-4 Zeka testini hangi uzmanlar uygulayabilir?

WISC-4 Zeka Testi, sadece Türk Psikologlar Derneği tarafından verilen WISC-4 Uygulama Sertifikası’na sahip uzmanlar tarafından uygulanabilir.

EVCİL HAYVANLARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Ebeveynler için çocuk olduktan sonra evde hayvan beslemek, büyük bir soru işareti halimne gelmekte. Oysa hayvanlar çocuk gelişiminde oldukça önemli bir role sahiptir.

Çocukların doğayla ilişkisi, günümüzde giderek mesafeli ve kısıtlı hale gelmeye başlamıştır. Orta yaşlarındaki kuşaklar büyük şehirlerde ‘mahalle’ kültürünü hatırlayacaklardır. Daha geniş oyun alanları, yeşil alan ve parklar mevcutken günümüzün çocukları bu olanaklardan yoksundurlar. Bilgisayar, çok çabuk tüketilen pahalı oyuncaklar, sürekli ödül sistemi ile çocuğu ikna süreci ve elbette kapalı ya da en azından steril var oluş alanları (ev, yuva, okul) içinde kısıtlanan çocuklar, kapalı bir dünya algısı geliştirmekte, benzerlerine duyarsız, ben-merkezci, bazen oldukça acımasız olabilmektedir.

Doğadan kopmuş bu toplumsal ortamda, çocukların gelişiminde olumlu yönde etkiler sağlayacak unsurların başında ‘hayvan sevgisi’ geliyor.

Sorumluluk Duygusunu Geliştirir


Hayvan-çocuk ilişkisi, öncelikle hayvanın, yani kendisi gibi olmayanın; ama yine de canlı olan bir başka varlığın sorumluluğunu almayı gerektirecektir. Bu, çocuğun ahlâki gelişiminde önemli rol oynayan, onun mutlak bir ben-merkezci olmasının önüne geçebilen bir etki yapar.

Sosyal Beceri Kazandırır

Evcil bir hayvanla oynamak, onunla vakit geçirmek, varlığını kabul ederek onunla iletişim kurmak çocukların sosyal ve iletişim becerilerinin de gelişmesine yardımcı olur.

Sevginin Karşılıklı Olduğunu Keşfeder

Çocuk, duygusal ve maddi anlamda verici olmayan, diğerinden sürekli talep eden, mutlak alıcıdır diyebiliriz ve hayvan sevgisi ile birlikte bu durum değişebilir. Sevgi ve ilgi verdikçe hayvanın, özellikle köpek gibi sadakat duygusu olan canlıların, ona nasıl fazlasıyla karşılık verdiğini gördükçe sevginin erdemini de idrak edecektir. Çocuk daha hoşgörülü, daha verici, daha paylaşımcı, daha anlayışlı, farklılığa daha açık bir kişilik geliştirebilir. Böylece genele oranla, küçük ya da büyük farklılıkları olan başka çocuklara (örneğin zihinsel ya da bedensel engelli, başka bir millete, dine mensup, farklı bir dil konuşanlar gibi) çok daha hoşgörülü olacaktır. Hayvan sevgisinin, çocuklar arasındaki ayrımcılık ve şiddetin önlenmesinde de katkısı büyüktür.

Empati Duygusu Kazandırır

Hayvan, her ne kadar biçim, görünüş ve davranış bakımından insandan farklı olsa da, organik ve manevi anlamda ortak birçok yönü de bulunur. İnsanlar gibi olmasa da, hayvanın da acı çekebildiğini, üzülebildiği, sevinebildiği, sevgi ve bağlılık hissedebildiği, hastalanabildiği, insanlar gibi bir vücut çalışma sistemi olduğu, hatta benzer organları olduğunu öğrenen çocuk, onu artık tamamen yabancı, dolayısıyla korkulacak bir varlık gibi algılamaz.

ÇOCUKLARDA MÜKEMMELİYETÇİLİK

ÇOCUKLARDA MÜKEMMELLİYETÇİLİK
Mükemmelliyetçilik, mükemmel olanın ulaşıla​bilir​ olduğu varsayımına dayanan ve mükemmel olana ulaşılması g​ erektiği​ inancından beslenen bir duygu, düşünce ve davranış bütününe verilen isimdir.
Birey doğduğu andan itibaren çevresel uyarıcılarla karşı karşıya kalmaktadır. Büyüme ve gelişme döneminde çocuğun davranışları eleştirilerek, düzeltilerek ve ödüllendirilerek kişisel ve toplumsal beklentilere uygun davranmayı öğrenmesi konusunda sürekli olarak yönlendirilmektedir. Çevresel şartların oluşturduğu baskı neticesinde pek çok kişi belirli standartlara ulaşma çabası içerisinde olmaktadır. Bazen bu standartlar ulaşılabilinenin çok üzerinde tutulduğu için mükemmeliyetçilik ortaya çıkabilmektedir. Alanyazında mükemmeliyetçiliğe farklı bakışlar ve bu bakış açılarını yansıtan farklı tanımlar yer almaktadır. Litauer ve Litauer (1997), bireyin kendisine ve diğerlerine yönelik yüksek standartlar belirlemesini ve her şeyin, her zaman düzen içerisinde olmasını istemeyi “mükemmeliyetçilik” olarak tanımlamaktadırlar. Mükemmeliyetçilik yüksek standartları karşılamayan ya da mükemmel olmayan her şeyden mutsuz olma eğilimi olarak da ifade edilmektedir (Strip ve Hirsch, 2000).
Mükemmeliyetçilik erken yaşta başlayan ve giderek yaygınlaşan bir özellik olarak görülmektedir. Batı Virginia Üniversitesi’nden Katie Rasmussen’e göre, “Her beş çocuk ve gençten ikisi mükemmeliyetçi. Bu bir salgın ve kamu sağlığı sorunu haline gelmeye başlıyor,” diyor.
Mükemmeliyetçilik kişiyi başarıya götüren bir şey olarak görülse de aslında kişiye zarar verici olabilir ve performansını düşürebilir. Kendi değerini yalnızca başarılı olmasına bağlayan bir kişi sürekli baskı altında hissedebilir. Kendi değeri -öz-değeri- sürekli tehdit altındadır ve zaman zaman şöyle düşünceleri olabilir;
“Bu işten tam not alamazsam ben yetersizim biriyim, başarısız biriyim, bulunduğum yeri hak etmiyorum.”
Mükemmeliyetçi insanlarda en çok görülen algılama bozukluklarından birisi “ya hep ya hiç’’ tarzı düşünmedir. Bu düşünce tarzında kişi “doğru” ile “yanlış” arasında pek çok derece bulunabileceğini düşünmeden, olayları sadece doğru ve yanlış olarak sınıflama eğilimindedir. Bu düşünce tarzı yüksek standartlara sahip olma anlamına da

gelmektedir. Bu düşünce tarzıyla, düşüncelerin odak noktasına bağlı olarak depresyon, anksiyete ve öfke görülebilmektedir. Başkalarının davranışlarıyla ilgili düşüncelere öfke eşlik edebilirken, kişinin kendisiyle ilgili bu tip düşüncelerine anksiyete, depresyon ve yetersizlik hisleri eşlik etmektedir (Antony ve Swinson, 2000).
Her şeyi doğru yapma isteği ile birlikte, işler istenildiği doğrultuda gitmediğinde kaygı ve sonrasında suçluluk duygusu yaşayan çocuk, bir süre sonra işlevselliğini de olumsuz yönde etkileyebildiği gibi yeni çözüm yolları aramak yerine vazgeçme davranışı da gösterebilir. Kişi istediği gibi yapamayacağını düşündüğü işlere başlamada sorun yaşayabilir veya çok ayrıntılı düşündüğünden ötürü, bu ayrıntılarda takılıp yapacağı işin zamanını planlamada da sorun yaşayabilir.​Günümüzde mükemmelliyetçilik ile elinden gelenin en iyisini yapmak karıştırılabilir fakat aynı şeyler değildir.
Ailelere öneride bulunurken çocukları mükemmel olmaya değil, ellerinden gelenin en iyisini yapmaya teşvik etmeliyiz. Çünkü elinden geleni yaptığını düşünen çocuk başarısız olduğunda suçluluk duygusu yerine nerede hata yaptığını tespit ederek, doğru çözüm yollarını araştırabilir.
Çocuklarınızın öğrenme süreçlerinde onlara destek olmak için sizler de;
• Oluşan hataların bir suç değil düzeltilebilecek alanlar olduğunu öğreterek, hataların öğrenme sürecinin bir parçası olduğunu fark etmelerine yardımcı olabilirsiniz. Hata yapmanın doğal bir süreç olduğunu bilmeleri performans kaygısı ile baş etmelerine de yardımcı olacaktır.
.Araştırmaların çoğu mükemmeliyetçiliğin erken çocukluk döneminde yaşadığı olumsuz olaylardan ve çocukların ebeveynlerinden aldığı geri bildirimlerden etkilenebileceğini gösteriyor. Ebeveynler olarak sizler mükemmeliyetçi bir tutum ile yaklaşıyorsanız, yaptıklarını sık sık eleştiriyorsanız çocuğunuzda da bu yapıda bir eğilim gözlenmesi olasıdır. Çocuklarınızın başa çıkmasını kolaylaştırmak için önce sizin beklentilerinizi kontrol etmeniz ve yaklaşım şeklinizi değiştirmeniz gerekebilir.
• Çocuklarınızı olduğu gibi kabul edin ve onlara güvenin. Onları koşulsuz sevdiğinizi onlara da aktarın.
• Duygularını ifade etmesine ve sizinle paylaşmasına izin verin. Sizinle paylaştığında ise yargılamayın, sorgulamayın, “Neden böyle hissettin?”, “Ne var bunda, neden endişelendin ki?” gibi cümleler kurmaktan kaçının.

• Yapamadıklarına değil yapabildiklerine odaklanın. Yapamadıkları bir şey olduğunda önce yapabildiklerinden başlayın. “Ödevlerini bitirmişsin, çok çabalamışsın bravo. Sanırım burada takıldın, hadi bir de oraya bak” gibi geri bildirimler verebilirsiniz.
• Diğerleri ile kıyaslamayın. “Yapan nasıl yapıyor”, “O hiç öyle yapmıyor” gibi geri bildirimlerden uzak durun. Çocuğunuzun hedefine ulaşması için neye ihtiyacı var bunu konuşun.
• Çocuklarınızın hata yapmasına müsaade edin, “Nasıl böyle bir hata yaparsın!” Gibi keskin cümleler kurmaktan kaçının.
• Kendinizden örnekler verin, gün içerisinde yaptığınız hataları çocuklarınıza anlatın. Sizin de zorlandığınız şeyler olabilir. Çocuklar ebeveynlerini model alırlar. Sizin hatalarla nasıl baş ettiğinizi görmeleri çocuklarınıza örnek olacaktır. Bunu yaparken ben senin yaşındayken hiç böyle yapmazdım gibi örnekler vermekten uzak kaçının. Unutmayın, çocuğunuz siz değil.
• “Bunu ne kadar kötü yapmışsın”, “Elinden gelenin en iyisi bu mu?”, “Öğretmenin böyle yaparsan bunu hiç beğenmez.” gibi cümlelerin çocuğunuzu motive etmeyeceğine emin olabilirsiniz. Sizin tarafınızdan beğenilmediğini düşünmesine sebep olacaktır.
Çocuklarınızdan beklentileriniz yaşlarına uygun olsun. Beklentileriniz çocuğunuzun yapabilecekleri ile uyuşmuyorsa, bu konuda baskı yapmak onun endişesini arttıracaktır.
KAYNAKÇA
Antony, M. M. & Swinson, R. P. (2000). Mükemmeliyetçilik Dost Sandığımız Düşman. İstanbul: Kuraldışı Yayıncılık
Strip, C.A. & Hirsch, G. (2000). Helping gifted children soar: a practical guide for parents and teachers. Scottsdale, AZ : Great Potential Press, Inc.